Akın ÜNER

TÜRK RÖNESANSI VE ALACA CAMİİNİN HAZİN HİKAYESİ

Hıristiyan Dünyası, İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesinden itibaren yavaşça kendi Orta Çağı'ndan çıktı. 1453'te ekonomik, askeri ve ilim yönünden İslam Dünyasının kat be kat gerisinde olan Avrupa, bir kaç asır içinde her alanda kalkındı, farkı hızla kapattı ve sonra da öne geçti.

Hıristiyan dünyasının bu atılımı yapmasında reform ve rönesans hamlesinin ne denli önemli olduğunu tarihçiler söylüyor. Bir yandan kilisenin bağnazlığından kurtulan, öbür yandan sanatçının önünü açarak özgür düşünceye yelken açan batı, kısa sürede ilerledi. Endüstri, teknoloji, ulaşım, haberleşme gibi kavramlar birkaç asır içinde batılı milletlerin günlük hayatının bir parçası haline geldi.

İslam dünyası ise bu sürecin tersine hareket etti. Bu dönemde lider rol oynayan Türkler, bağnazlığa karşı aklı savunan Ahmet Yesevi ve Maturidi ekolünden uzaklaştı. Yerine, tamamen kapalı bir toplum olan Ortadoğu ve Mısır'daki bir tür skolastik felsefe, Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim yapısını ele geçirdi.

***

Tam da bu noktada, faydasız olduğunu bilerek bir soru soralım: Acaba Osmanlılar, batı komşuları İtalya ve Almanya'da yükselen reform hareketlerini kendilerine uyarlayabilselerdi ne olurdu?

Hadi biraz daha cesur yazalım: Türk rönesansı ve Türk reform hareketleri diye bir süreç yaşansaydı neler olurdu acaba?

Amerika kıtasında İspanyolların, Portekizlilerin, İngilizlerin ve Fransızların yanı sıra Türklerin de kolonileri kurulur muydu? Osmanlı buharlı gemileri okyanuslarda ticaret yapar, İslam dinini uzak kıtalara yayar, Türkçeyi dünya dili haline getirebilir miydi?

Kuranı Kerim'in nüshaları, Türk - İslam edebiyatının şah eserleri, Osmanlı bilim adamlarının çalışmaları kitaplar dolusu basılarak dünyaya yayılsa bugün nasıl bir ülkede yaşardık?

***

Rönesans hareketlerinin öncü sanatçıları Leanardo Da Vinci, Micelengelo, Donetello ve Rafael gibi isimler, en önemli eserlerini aslında kilise ve katedrallerin süslemelerinde vermişler. Ortaçağda derebeylik ve kilise düzeni içindeki Avrupa, böylece kendi kabuğunu kırarak ilerlemeye başlamış.

***

Peki Osmanlı İmparatorluğu bu değişimden hiç mi etkilenmemiş acaba? Pek de öyle değil... Fotoğraftaki camiye dikkatle bakın. Burası, Rönesans hareketlerinin başladığı Çizmeden bir kaç yüz km mesafedeki Makedonya'nın Kalkandelen kentindeki Alaca Camii...

Da Vinci'nin doğumundan tam 14 sene önce 1438'de ibadete açılan bu eser, muhteşem iç ve dış cephe süslemeleriyle belki de dünyanın en güzel camilerinden birisi... Neredeyse 600 yaşındaki bu ata yadigarının en önemli özelliği iç cephe süslemelerinde dönemin şehirlerinin resimlerine yer vermesi!

İslam dünyasında resmin yasak olduğu söylenip dururken, Alaca Camiinin duvarında, Mekke'nin ve Kabe'nin bilinen en eski resmi bulunuyor!

***

Bu muhteşem sanat eserini yaptıran ne bir Padişah, ne bir Paşa... Hurşide ve Mensure isimli iki kız kardeş yaptırmış bu camiyi. Her ikisi de Alaca caminin avlusundaki sekizgen türbede yatan bu kız kardeşlerden birisi, anlatılanlara bakılırsa henüz bekarken amansız bir hastalığa tutuluyor. "Mari gız gardaşçağzım, ben evlenmeden ölüp gidecem, al çeyizim senin olsun" diyor ablasına. Lakin öbür kız kardeş, "Sen ölürsen ben de evlenmem." diye cevap veriyor. Gerçekten de kardeşi vefat edince kendi çeyizi ile onunkini birleştiriyor. Satarak elde ettiği gelirle caminin inşaatına başlıyor. Ölünceye kadar da evlenmiyor.

Kızların ermiş olduğuna inanan yöre halkı, cami yapımı için destek oluyor. İşçiler, ustalar para almadan çalışıyor. Tüccarlardan, mimarlardan, çinicilerden gönüllüler gelip camiyi tamamlıyor. Kalem işi süslemeleri, dönemin isimleri bilinmeyen sanatçılarının göz nuruyla yapılıyor. Belki de Osmanlı'nın Da Vincileri, Micelengeloları emek veriyor bu baş esere...

***

Alaca camiinin bir diğer enteresan özelliği ise harcının sağlam olması için otuz binden fazla yumurta kullanılmasıymış! Günümüzde, İslam dünyasında bir türlü sağlanamayan birlik ve bütünlüğe nazire yapar gibi!

***

Osmanlı'da rönesansın kıvılcımı belki de Alaca Camii ile Makedonya Kalkandelen'de çakmıştı. Ama bir asır sonra Ortadoğudan esen çöl fırtınası tüm yenilik kıvılcımları gibi bunu da söndürmüş belli ki!

ONUNCU KÖYDEN MEKTUP

Japonya ve Almanya ikinci dünya savaşında yerle bir olmuştu. Rusya ve Fransa ağır yara almışlardı. Güney Kore ise ilerleyen yıllarda çıkan savaşta yıkılmış ve bölünmüştü. Ama aradan 20-30 sene geçmeden hepsi toparlandı ve dünyanın önde gelen ülkeleri arasına girdiler.
Demek ki Türkiye, doğru hamleleri yapar ve kendi iç barışını sağlayabilirse sadece bir nesil sonra medeniyet yarışındaki yerini alabilir.

Bizden geldi geçiyor ama çocuklarımızın yarınları için doğruları bulmak zorundayız.

 

       

Yazarın Yazıları
TARHANA OSMAN, MARGARİN MEHMET'E KARŞI...15 Eylül 2019 TÜRK RÖNESANSI VE ALACA CAMİİNİN HAZİN HİKAYESİ08 Eylül 2019 ÇEK BİR KAHVE, İNSANLI OLSUN...01 Eylül 2019 NE MUTSUZLUK, "TÜRKÜM" DİYEMEYENE18 Ağustos 2019 BAYRAMLIK AĞZIMI AÇIYORUM...11 Ağustos 2019 ÇİFTLİK CADDESİNDE MAHMURE - II04 Ağustos 2019 ÇİFTLİK CADDESİNDE, MAHMURE (I)28 Temmuz 2019 YAZAR ÇATLAK OLUNCA...07 Temmuz 2019 KEMÂL30 Haziran 2019 SURİYELİLER EMPERYALİST BİR PROJE Mİ?23 Haziran 2019
ANA SAYFA SAMSUNSPOR YAZARLAR GÜNDEM SİYASET EKONOMİ GÜNCEL SPOR YAŞAM GALERİ VİDEO E GAZETE HABERAKS TV İLETİŞİM