Kenan ÖZTÜRK

'Ben Varım!' diyen köylü

Geçenlerde yayladayım.
                Duvarları tahtalı evde hummalı bir çalışma.
                Bir köşede açık ateşin başında terleyenler var.    
                Az sonra eve dağılan kokuyla kendimize geldik.   
                Sofraya sıcak geldiğinde tere yağ arayışına girilen, taze haliyle katıksız bile yenilen, yaylacının temel gıdası sofra örtüsüne dizilmişti.   
                Çocukluğumdan bugüne sevdiğim somun ekmeğini öğrendim ki bizler için yapıyorlarmış.     
                Düşündüm; soframızdaki temel gıdanın yolculuğunda neresindeyiz?
                Fırındaki ekmeğin sadece tüketicisiyken, köylü ekmeğinin sofraya gelişinde her an yanında.
                Gerçi günümüzde onlarda kısmen tüketici toplum olmuş.
                Bazıları hazır aldığı unu ekmeğe dönüştürerek ancak üretimin ikinci evresinde bulunuyor.
                Halbuki yıllar önce öyle miydi?  
                Tarlaya ekilmesi, biçilmesi, öğütülmesi ve pişirilmesi…
                Durağın her anında köylü 'Ben varım!' diyordu.
                Yayladaki tablo beni o an çocukluğuma taşıdı.  
                Ben ilkokulda kardeşim henüz okula gitmiyor; yetmişli yılların başı.  
                Ailece ilk kez anne ocağına köye gidiyoruz.
                Bugün rahatlıkla gidilen yerlere o günler bin bir zahmetle ulaşılırdı.
                Zonguldak Ordu arası geceli gündüzlü iki güne bedel, yolculuğun finalinde Mesudiye Mahmudiye sapağından Topçam beldesine kamyon kasasında gitmek de var.
                Yaylaya çıkmak içinde aracın en lüksü at sırtıydı.  
                İşte o yıllarda gittiğimiz yaylada kardeşim sofrada direndi.
                “Ben fırın ekmeği istiyorum” diye.  
                Benim için somun veya mısır ekmeği yoğurt en zengin sofra ama kardeşimin direnişi çaresiz bırakmıştı herkesi. Birilerine sipariş verildi de, fırın ekmeği ancak ertesi günün akşamı ancak yaylaya ulaştırılmıştı.
                Bunu anlatırken köylünün temel gıdasının sofraya gelişinde başından sonuna kadar birazda mecburiyetini ifade ediyorum.     
                Biz o gün yaylada somun ekmeğini tereyağı ve ayranla doyasıya götürdük.
                Hep tüketici toplum olduğumuzu söylüyoruz.
                Çok doğru, tabiri caizse birazda hazırcıyız.
                Fakat üretiminde inisiyatif alacağımız bir üründe dahi kaçamak yapıyoruz. O gün üretiminden tüketimine kadar temel gıdasında 'Ben varım!' diyen köylü övünç kaynağımızdı.    
                Ancak mevcut şartlara köylü kadar direnebilecek?  
                Çoğu yerde o direnç kırılmış teslim dahi olunmuş.          
                Kentlerde yaşayan bizler alışmış/alıştırılmışız tüketmeye.
                Fakat köylünün durumu düşündürüyor beni.
                Evinde üretip pişirdiği somun ekmeğinde olduğu gibi.
                Tükettiğini üreten köylü olabilmek en güzeli…

Yazarın Yazıları
Nimet çarpsın ki!..20 Eylül 2019 Sultanların Gözyaşları 13 Eylül 2019 Aç mısın?06 Eylül 2019 Umut olur musunuz? 30 Ağustos 2019 Amele23 Ağustos 2019 Düşündüm Bu Bayramda16 Ağustos 2019 “Şehitlik nasip olmadı”09 Ağustos 2019 Kapıkaya’da tatlı bir macera02 Ağustos 2019 Boğazımızda kalan erik 26 Temmuz 2019 Kadırga’daki Çocuk19 Temmuz 2019
ANA SAYFA SAMSUNSPOR YAZARLAR GÜNDEM SİYASET EKONOMİ GÜNCEL SPOR YAŞAM GALERİ VİDEO E GAZETE HABERAKS TV İLETİŞİM