M. Halistin KUKUL

MUSTAFA CEMİLOĞLU’NDAN ABDUREHİM HEYİT'E

    Şâyet, etrafımızı yeterince temâşâ edip, hâlâ çevremizde olup bitenlerden haberdar değil isek, bu gözler göz değildir.

     Şâyet, sezgilerimizi harekete geçirip, hâlâ bir yerlerdeki yanık kokularını hissedemiyor ve  çığlıkları duyamıyorsak, bu,  gönül dediğimiz vicdân merkezi dumûra uğramış demektir.

      Şâyet, sinsi sinsi yanımıza yaklaşan ateşin sıcaklığını, kurtuluşumuzun emâresi telâkki ediyorsak, gafletimizin derinliğine akıl ermiyor demektir.

    Gönül bağının ve aklın işlemediği mekânlarda, zâlimin kırbacının şaklaması, uyuyanı uyandırır mı, onu da bilmiyorum!..

    S(ı)loganlarla idâre edilmenin ve üç paralık menfaatler için milî tahribatları görmezden gelmenin bedelini, târihte çok ödedik, buna devam edildiğini gördükçe de, ibret’in, gaflet’e nasıl mukabelede bulunması gerektiğinin muhasebesini yapamamamın zulmünü yaşıyorum.

      Bir yiğit evlât, sanılmasın ki, sâdece bir yiğit evlâttır. O, Kür-Şad’dır; O, Osman Batur’dur; Şeyh Şâmil’dir; İsa Yusuf’tur.

      Bu safhaya gelinceye kadar nice ‘bir yiğit evlâtlar’ şehâdet şerbetini içmiştir.

      “Susanlar” elbette ki, “dilsiz şeytan” olmuşlardı da, sus-pus olup kabuklarına çekilmişlerdi de, o “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”in sâhipleri, hep birlikte meydanlarda, nâra atıp kükremişlerdi. Hani o günler, demeyelim, o günler gibi kükreyen günler yaşayalım!..

     Onbin-onbeş bin nüfuslu bir beldenin belediye başkanlığını kazanabilmek için meydanları dolduranlar ve bunu kazanmanın kurtuluş vesîlesi olduğunu haykırabilenler, bir kaç saatliğine olsun, Türk Dünyâsı’nda zulüm görenler için toplanıp haykırıversinler, ne olur, Allah aşkına!..

        Ulu Türkistan’ın yiğit evlâtlarının sesine kulak vermeyi, “Çin devletinin toprak bütünlüğü”ne müdâhale olarak görmenin nasıl bir millî şuûr mahrûmiyeti ve ahmaklığı olduğunu söylemeye lüzum var mı, bilmiyorum!...

    Türkistan, ne zaman, Çin’in devlet bütünlüğüne dâhil oldu, söyleyebilir misiniz? Nasıl bir mantık ve millî idrâksizliktir ki, Türk târihinden haberdar değildir?

     Büyük Türk/Uygur ozanı Abdurehim Heyit’in, önce “şehâdet”, birkaç gün geçmeden de, “hapishânede bulunduğunu” ve “yaşadığı haberini” duyunca, aklıma, Türkiye’de, Mustafa Cemiloğlu olarak tanınan Kırım Tatar Türklüğü’nün kahraman evlâdı önderi Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu geldi. 13 Kasım 1943’te doğan Cemiloğlu, 18 Mayıs 1944’te, Stalin’in, Kırım Türkleri’ne başlattığı sürgün hareketine bebekken dâhil olmuş, ömrünün büyük bölümünü kızıl rejime karşı direnerek hapisâhelerde geçirmiş ve nihayet 1974’te Sibirya kampı sürgününde, tıpkı, Ulu Türkistan’ın yiğit evlâdı Abdurehim Heyit gibi öldü haberi çıkmıştı.

     Biri, kızıl komünist Rus rejimimin topyekûn sürgün ettiği bir milletin bir ferdi; dîğeri, acımasız zâlim kızıl komünist Çin rejiminin hapishânelerde süründürdüğü san’at âşıkı bir Ulu Türkistan evlâdı!..Târih boyunca, bu iki kızıl kıskaç arasında kıvranan Müslüman Türkler, insanlık adına, dünyadan, sâdece adâlet için, bir ‘ses’  istemekte ve beklemektedirler.

      Ulu Türkistan’ın mücâhit ilim adamı Baymirza Hayit diyordu ki: “Beni sevindirmek isteyenler Ulu Türkistan hakkında yazsınlar, Ulu Türkistan hakkında konuşsunlar!”

         Biz de diyoruz ki: Ey Türkiye Türklüğü, ey Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan Türklüğü, ey Avrupa Türklüğü...sesinizi bugün çıkarmayacak iseniz, ne zaman çıkaracaksınız?

     Daha önce de yazdım, zâten basında da yer aldı: Çin, her Uygur Türk’ünün evine, zorla bir Çinli erkek yerleştiriyormuş...Bu, ne demektir, hiç düşündük mü? Böyle insan hakkı, böyle insan hürriyeti, böyle insan haysiyeti olur mu? Bu haberi duyan hangi insan, bu uygulamaya rızâ gösterebilir?

     Yazar Arslan Bulut’un, “Çinli Generalin Türkiye’ye Bakışı ve Uygur Türkleri” başlıklı ibret dolu makalesindeki tespitleri çok mühimdir.

      Diyor ki: “Türkiye’nin Çin devleti ile iyi ilişkiler kurması, Uygur Türklerinin lehine gelişmelere yol açabilirdi. Ne Çin’de böyle bir niyet var ne de Türkiye’yi yönetenlerin böyle bir düşüncesi...Daha da kötüsü, Çin, general Liu Yazhou’nun geliştirdiği “Batı Bölge Teorisi”ni takip ediyor. Liu Yazhou, konu ile ilgili makalesinde, Doğu Türkistandan “Batı” diye söz ediyor ve “Batı’ya yönelmek bizim için sadece stratejik seçenek değil, aynı zamanda ümidimiz, hatta neslimizin kaderidir. Orta Asya’ya gelince, bizim gözlerimiz ilk önce Rusya ve Amerika gibi rakiplerin üzerinde olacak, ancak geniş açıdan bakarsak korkarız ki bizim en büyük rakibimiz Amerika veya Rusya değil, Türkiye’dir!” diyor ve Çin haritasını, “bir kanadı Pasifik Okyanusu’na, diğeri Orta Doğu’ya kadar uzanan bir kartal”a benzetiyor. Doğu Türkistan’ın ise uçuş dengesini sağlayan gövde olduğunu yazıyor.”

      Elin adamları ne hedefler pilânlıyor, biz nelerle uğraşıyoruz!!! Allahü teâlâ bütün mazlûmların yardımcısı olsun!.. Bize de, ‘akl-ı selîm’ nasip etsin!..

     

Yazarın Yazıları
ŞİİR BOLLUĞU01 Kasım 2019 KINAYANLARI KINIYORUM18 Ekim 2019 KÜLTÜR ve MEDENİYET09 Nisan 2019 Kabûlünün 98. Yılında:TÜRK İSTİKLÂL MARŞI: BİR EDEBÎ ŞAHESER12 Mart 2019 TAŞHAN02 Mart 2019 MUSTAFA CEMİLOĞLU’NDAN ABDUREHİM HEYİT'E 15 Şubat 2019 SAMSUN'DA BİR EDEBİYAT DERGİSİ: EDEBÎCE10 Şubat 2019 KADIN CİNÂYETLERİ06 Şubat 2019 SİYÂSET HER ŞEY DEĞİLDİR02 Şubat 2019 DOSTLUK ÜSTÜNE28 Ocak 2019
ANA SAYFA SAMSUNSPOR YAZARLAR SAMSUNSPOR GÜNDEM SİYASET EKONOMİ GÜNCEL SPOR YAŞAM GALERİ VİDEO İLETİŞİM