M. Halistin KUKUL

DOSTLUK ÜSTÜNE

Hayat, bize, her ânımızda bir tecrübe kazandırıyor. Ne kadar uzun zaman yaşadım derseniz deyiniz, her geçen günün değil, saniyenin bile bunda hükmü vardır.

     Arkadaşlık, dostluğun, gönüllerde kaynaşan hâlidir. Yâni, arkadaşlık, dostluk gibi kelimeler sâdece bir “lâfız”/”kelime”den ibâret değil, bir “hâl”i anlatırlar.

     “Hâl”,  gönlün aynasıdır. Arkadaşlık ve dostluk, bu bağ ile irtibatlı olarak, iki insan veya insanlar arası münâsebetlerde birinci derecede önem arzeder. Günlük, gelip geçici hevesler ve ihtiraslarla doldurduğumuz şu kısacık hayatımızda, bu arkadaşlık ve dostluk bağlarını ne kadar sağlayabildiğimizin muhasebesini yap(a)maz isek, vakit geçirmeden kendimizi sîgaya çekmemiz lâzımdır.

     Kırdığımız, üzdüğümüz, küstürdüğümüz, bilerek veya bilmeyerek söz ve hareketle hakkını ihlâl ettiklerimiz nezdinde, bu muhasebenin yapılmasının zarûretini idrâk etmeliyiz.

      Büyük şâirlerimizden Bâkî, bir beytinde şöyle diyor:

 “Cihân efsânedür aldanma Bâkî

 Gam u şâdî hayâl-i h’âba benzer”

(Yâni: Aldanma Bâkî, dünya bir efsânedir. Buradaki gam ve sevinç hayâl ve uykuya benzer)

      Bâkî; bir nefs muhasebesi yapıyor. Önce, kendinden başlıyor ve hâliyle, bir şâir olarak, insanlık âlemine de bir tavsiyede bulunarak, uyarıyor.

    Çünkü; şu beyit de Bâkî’nindir:

“Saltanat tâcın giyen âlemde mağrûr olmasın

Niçe sultan börkün almıştır beğim bâd-ı hazan”

     Dostluk kalesini yıkan en büyük düşmanlar ise, kibir, benlik, gıybet, haset, yalan, kindarlık, kıskançlık, riyâ gibi kötü vasıflardır ki, bunlar, aynı zamanda, topyekûn insanlık âleminin de çöküşünü hazırlar.

     Hazret-i Mevlâna: ”Eğer insan surette insan olsaydı, Ahmed’le Ebûcehil müsâvî olurdu”  derken, sûret’e değil, sîret’e bakılmasının önemine işâret buyurmaktadır.

          Dost odur ki, içten/kalbden/gönülden sever. Dostluğun esâsı, karşılıksız, menfaatsiz oluşu ve samimiyettir.

       Zaman zaman, sözü, dönüp dolaştırıp ‘günümüz dünyâsına’ getiririz. Halbuki, iyilik ve kötülük, doğruluk ve yanlışlık, güzellik ve çirkinlik tarihin her döneminde vardır ve bunların, çift cepheli olarak akıl almaz  durumlarına şâhit oluruz.

       Tabiî ki, işin temelinde bir de adâlet vardır.  Âhengi, uyumu, mutabakatı, huzur ve itimatı sağlayacak olan odur. Adâlet; hürriyetin de yegâne kaynağı ve biraz da unsurudur. Birbirleri olmadan ikisinin de olması mümkün değildir.

      Şâyet, günümüzden şikâyet edeceksek, “kötü-yanlış ve çirkin” dediklerimizle usûlünce mücâdele etmemiz de gerekir. Usûl, edeb demektir.

    Yoksa, usûlün olmadığı yerde, bâzıların çok sık kullandığı “kaos”,  bizim lisânımızla ise, ‘karmaşa/kargaşa’ başlar. Böylece, çıkmaz’a girilir. Bu da, fert ve toplum olarak, işimizi  zorlaştırır.

     Söz üstâdımız Yûnus Emre’nin bundan yüzlerce sene önceki mısrâlarını iyi tahlil etmemiz gerekir:

                          “Bu dünyâya gönül viren son-ucı pişmân olısar

                           Dünyâ benüm didükleri hep ana düşman olısar

                           İy dostını düşman dutan gaybet yalan söz söyleme

                           Bunda gammazlık eyleyen anda yiri tar olısar”

    

Yazarın Yazıları
ŞİİR BOLLUĞU01 Kasım 2019 KINAYANLARI KINIYORUM18 Ekim 2019 KÜLTÜR ve MEDENİYET09 Nisan 2019 Kabûlünün 98. Yılında:TÜRK İSTİKLÂL MARŞI: BİR EDEBÎ ŞAHESER12 Mart 2019 TAŞHAN02 Mart 2019 MUSTAFA CEMİLOĞLU’NDAN ABDUREHİM HEYİT'E 15 Şubat 2019 SAMSUN'DA BİR EDEBİYAT DERGİSİ: EDEBÎCE10 Şubat 2019 KADIN CİNÂYETLERİ06 Şubat 2019 SİYÂSET HER ŞEY DEĞİLDİR02 Şubat 2019 DOSTLUK ÜSTÜNE28 Ocak 2019
ANA SAYFA SAMSUNSPOR YAZARLAR SAMSUNSPOR GÜNDEM SİYASET EKONOMİ GÜNCEL SPOR YAŞAM GALERİ VİDEO İLETİŞİM