Gül TURAN

BÜYÜKADA ATLARI

Beyaz  köpüklü şampanyaların , Dom Perignon şaraplarının  su gibi aktığı

Kadehlerin bilinmeyen şereflere kalktığı gece yarısı idi.

Tam  da bu anda Büyükada  atlar yanıyordu. Yeni yılın girdiği saatlerin 12.OO gösterirken atları bu kez vurmadılar.

Bu kez  cayır cayır  yandı Büyükada atları.

Büyükada atları diğer bütün hayvanlar gibi çok şansızdırlar.

Kırbaçlar altında tükenir Büyükada atlarının hayatı.

İçlerinde hamile atlar vardı. Yavrular vardı. Yaklaşık 12 at yandı.

Bir o kadar da yaralı  ve kan revan içinde at...

İnsanın kendinden daha zayıf ve güçsüz bir canlıya sırf gücünden faydalanarak eziyet etmesi, işkence etmesi, hunharca davranması, insanlıkla bağdaştırılamaz.

 İnsan olmayan canlılarında yaşam hakları onlara Tanrı tarafından bağışlanmıştır. Bu bizim hem dinsel, kültürel, toplumsal kısaca ulusal değerlerimizdir.

Gel gör ki yine ihmal ,  yine duyarsızlık. Ve hatta merhametsizlik.

Kırbaç , dayak , şiddet ve hatta sonunda kesip sucuk yapmak da kültürümüzden ve geleneğimizden mi ola ?

Yıllarca üzerinden ekmek parası  kazanılan hayvanlara sonunda vefa borcu ödenmesi gerekirken , gördüğü muamele ve feci sonları inanılmaz ve dayanılmaz.

Bu Sabah kahvaltımı yapmış olmama rağmen kendimi ekşimiş hamur gibi hissediyorum yine.

Bilirsiniz ekşimiş hamur kabarmaya doyamaz.

Kabarıp kabarıp da dağ gibi olmak, sel gibi taşmak istiyorum.

İçimde inanılmaz volkanlar ve lavlar var. İsyanlarım var çaresizliğe.

Nafile...Kim duyar  beni acaba ? Sadece hayvan severlerin içi yanar bu yazıyı okurken.

Diğerleri mi ?..Okumazlar bile. 

Büyükada atları oldum olası  sömürülüyor. Yazın sıcağında  dik yokuş çıkan bu atların hali yüreğimizi dağlıyor. Hayatları dram.

Yük hayvanların durumunu ise  yazamıyorum bile.

Atlar tam 18 saat çalıştırılıyor.  Çoğunluğu yara bere içinde  zaten.

Adada yaklaşık 230 fayton var. Total 1500 atın var olduğu biliniyor adada.

Sabahın erinde mesaiye başlayan atlar gece yarılarına kadar koşturuluyor.

Kan ,  ter içinde nöbet değişiminde gelen atlar da yara bere içinde ve yorgun.

Hatta turistlerin gözlerinden yaralarını sakınmak için bir de boyalı merhemlerle kamuflaj yapıyorlar atlara .

Yorgun düşen atlar kan,  ter içinde kaldıklarında   dayak yerler ya da yere düşerler.

Yıllarca hizmetine koştukları boğazlarından geçen iki lokma samanı kazandırdıkları sahipleri  tarafından kırbaçlanır ve hatta tekmelenirler.

Islak vücutları kırbacın şakırtısıyla   inler. Sesleri bile çıkmaz olur.

O güzelim boyunlarına sarılan onları okşayan bir el hiç olmamıştır hayatlarında.

Havucu tanımaz , şekeri bilmezler...

Avrupa ülkelerinde bu ilkellik kalktı çoktan.

Bazı ülkelerde çok bakımlı katanalar hala kullanılıyor olsa da bunlar kadrolu ve kayıtlı

atlar . Hepsinin bakımı ve sağlık kontrolü rutin  yapılmakta.

İstanbul da akülü ve şarjlı arabalar olmasına karşın  Kullanan yok.

İlle de at olacak ki eziyet edilsin. Burgazada ve Heybeliada da  faytonlar var.

Ancak faytoncularla başa çıkmak çok zor. Hatta kibarca hayvan sever kuruluşlara

 klark çekiyorlar.

Gençliğimde "Atları da Vururlar " romanını okumuştum.

Artık atları vurmaya gerek yok.

 Kırbaçla ,  alevle ölüyor atlar...

 TEK BİR SÖZ İLE  BEDENİN DAHİ İNCİNİYORSA;

 BİR DE KIRBACI  DÜŞÜNÜN !...

 

 

Yazarın Yazıları
PATLICAN  DEYİP DE GEÇME17 Mart 2019 ATAKUM YEŞİLYURT AVM10 Mart 2019 MERT ALİ  Onun adı...03 Mart 2019 KISA YAZMAK24 Şubat 2019 BENİM OYUM  ZİHNİ  ŞAHİN' E...17 Şubat 2019 ADRESE AÇIK MEKTUP ;10 Şubat 2019 SEVSEYDİK KEŞKE...03 Şubat 2019 VİVALDİ 'NİN RUHUNA RAHMET27 Ocak 2019 BÜYÜKADA ATLARI20 Ocak 2019 SOKAKLAR BUZ GİBİ13 Ocak 2019
ANA SAYFA SAMSUNSPOR YAZARLAR GÜNDEM SİYASET EKONOMİ GÜNCEL SPOR YAŞAM GALERİ VİDEO E GAZETE HABERAKS TV İLETİŞİM