M. Halistin KUKUL

KÜLTÜR BUHRANI YAŞIYORUZ

Kültür buhranı, buhranlar içersinde, en sinsi fakat en tehlikeli olanıdır. Yavaş yavaş, lisanda, mûsıkîde, mîmârîde, âile düzeninde, kadın-erkek münâsebetinde, her seviyeli okuldaki arkadaşlık hâllerinde, çarşıda-pazarda, salonda, mecliste...bu görünmez “işgal”, sanki birdenbire gelmiş gibi, toplum âhengini altüst eder.

     Lisânımıza/dilimiz Türkçe’ye bakınız: Orhun Âbideleri’nde, Yûnus Emre Türkçesi’nde ve Türk Dünyâsı Türkçesi’nde kullanılan kelimelerimiz, hiç de ihtiyaç yokken, birer birer değişiyor/ değiştiriliyor. Hem de, Devlet eliyle, okul kitapları vasıtasıyla. Meselâ, “kişi, zat, fert, şahıs” kelimelerimiz varken, bunu yerine,  Türkçe’nin hiçbir kaidesine uymayan bir “birey” kelimesinin getirilmesi bunun en bâriz örneğidir.

       İstiklâl Marşı’mıza bakalım: “İstiklâl, millet, çehre, hilâl, hür, Garb, medeniyet, hürriyet...” kelimelerinin yerini, bugün, okul kitaplarında hangi kelimeler alıyor?

       Her türlü toplu taşıma vasıtalarındaki, konuşmalardaki argo; saygı ve sevgiden uzak tavır, ahlâkî yozlaşmanın da belirgin bir ifadesidir.

     Ancak, bir toplumu yıkan en büyük ve tehlikeli zehir, “yalan”dır. Bir hata işliyoruz; bir dost veya herhangi iyi niyetli biri, bizi, uyarıyor. Hemen, bir tepkiyle feverân ediyoruz. Olmuş, yaşanmış kötü bir söz veya davranış için: “Hayır! “ diyoruz, “Hayır!..Ben, asla öyle bir şey söylemedim/yapmadım!”

     Burada, bir tehlike değil, “fecaât” vardır. Çünkü; yapılan bir yanlış varsa, bir suç veya bir günâhtır; bir de, onu inkârla sözlenen “yalan”, suç üstü suç, günâh üstü günâh’tır.

      Bugün, işlenen sâdece kadın cinâyetleri değil, çocuklara ve herkese karşı işlenen cinâyetler, uyuşturucudaki artışlar, boşanmalardaki akıl almaz ilerleme...bu kültür bozulmasının temel sebepleridir.

       Bunların çözümü, elbette ki sosyal bilimcilerin, ilâhiyatcıların ve eğitimcilerin vazîfesi dâhilindedir. Tespit, tahlil ve çözümü onlar göstereceklerdir. Peki, gösteren var mı? Suçun sebebini araştıran tesirli bir hamle mevcut mu? Bilemiyorum!..Şâhit olsam söylerdim!..

      Zînâyı, kanunla serbest bırakıp, ahlâkîlik taslamak, haktan, edepten, cemiyetin bozulmasından  bahsetmek biraz tuhaf değil mi?

      Okullardaki kılık kıyafeti serbest bırakıp, oralarda tertip-düzen aramak garip değil mi?

      Devlet adamlarının veya o makamlara tâlip olanların, salon salon, meydan meydan argoyla, kinle, öfkeyle, kıpkırmızı gergin çehrelerle, olmadık el-kol hareketleriyle ekranlarda dolaşması, kültür bozulmasının emâreleri değil, hakîkat olmuş/gerçekleşmiş hâlleridir.

      Millî ve dînî değerlerimizin, içi boşaltılmış bir takım kavram karışıklıklarıyla, takdîm edilmeleri, kişiler arasındaki îtiimatsızlığın yegâne sebeplerinden biridir.

      Bugün; düne (dünlere)nazaran, hırsızlığın, dilenciliğin, gaspın, dolandırıcılığın, hak ihlâlerinin, zaman israfının hat safhalarda oluşu, bu buhranın en görünürlerindendir. Çoğu, herkesin gözleri önündedir. Fakat, sus-pus olmak da bu bozulmanın ap-ayrı bir emâresidir. Yanlış mı?

      “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan” ise, susmamızdan da mes’ul değil miyiz?

       Nezâket, hoşgörü, sevgi, saygı, müsamaha, yardımseverlik, fedâkârlık gibi, Türk milletinin aslî mizacından olan hususlarda, ne yazık ki, büyük çapta bir törpülenmeler,  gerilemeler ve tahribatlar  olmuştur.

       Her ne kadar; hak, hukuk, hoşgörü, sevgi, muhabbet, fazîlet, yardım gibi kelimeler sıkça kullanılmakta iseler de, Yûnus Emre’nin:

               “Dış yüzüne o sızar içinde ne var ise”

      Mısrâsındaki gerçek, ap-âşikâr gözlerimizin önünde cereyân etmektedir.

       Ateşli silâhların yaygınlaşması, liseli gençlerin bile, birbirlerini bu silâhlarla öldürdüğü bir ortam meydana getirilmiş; artan terör hâdiseleriyle, belki de, Türkiye târihinde, hapishânelerin bu kadar dolu olduğu bir dönem yaşanmamıştır. Sormak ve düşünmek lâzım: Bu durum, yükselişe mi yoksa çöküşe mi işârettir?

      S(ı)tadyumlardaki taşkınlıkların, sokaklardaki argo artışının, t(ı)rafikteki keşmekeşin cinnet hâli, hukuktaki gevşeklik, hâdiseler karşısında suskunluk ve yaygın bir şekilde cemiyetteki  vurdumduymazlık, Türk toplumunda, öz’ün/kimyâ’nın bozulmasına, bâzı değerlerin de kaybolmasına sebep olmuştur.  Ne çâre ki, geldiğimiz yer burasıdır!..

    

      

  

     

Yazarın Yazıları
KÜLTÜR ve MEDENİYET09 Nisan 2019 Kabûlünün 98. Yılında:TÜRK İSTİKLÂL MARŞI: BİR EDEBÎ ŞAHESER12 Mart 2019 TAŞHAN02 Mart 2019 MUSTAFA CEMİLOĞLU’NDAN ABDUREHİM HEYİT'E 15 Şubat 2019 SAMSUN'DA BİR EDEBİYAT DERGİSİ: EDEBÎCE10 Şubat 2019 KADIN CİNÂYETLERİ06 Şubat 2019 SİYÂSET HER ŞEY DEĞİLDİR02 Şubat 2019 DOSTLUK ÜSTÜNE28 Ocak 2019 DİLENCİLİK NASIL ÖNLENİR?24 Ocak 2019 KÜLTÜR BUHRANI YAŞIYORUZ11 Ocak 2019
ANA SAYFA SAMSUNSPOR YAZARLAR GÜNDEM SİYASET EKONOMİ GÜNCEL SPOR YAŞAM GALERİ VİDEO E GAZETE HABERAKS TV İLETİŞİM