M. Halistin KUKUL

TÜRKÇE’NİN EN GÜZEL (!) GÜNLERİ

Haberi okuduğumda, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu’nun “Türkçenin Karanlık Günleri” adlı kitabını hatırlayarak kendi kendime, “Demek ki, o günlerden, bugünlere gelmek de varmış!” dedim.

     Fakat, çok geçmeden, hayâl kırıklığım başladı. Türk Dil Kurumu Başkanı, 11 Aralık 2018’de, Akdeniz Üniversitesi  Eğitim Fakültesi Konferans Salonu’nda “Türkçe Nedir? Ne Türkçedir?” konulu bir konferans vermiş ve orada, şu cümleyi söylemiştir: “İnanarak söylüyorum ki Türkçe şu anda tarihinin en güzel günlerini yaşıyor”. ( www.tdk.gov.tr/11.12.2018)

     Bir ân, nereden nereye geldiğimizin muhasebesini yapmaya çalıştım. Herhâlde, uzun zamandır, ben, bu ülkede yaşamıyormuşum, diye zihnimden geçirdim. Hayır!.. Hiçbir yere gitmedim ve üstelik de, bu işin tâkipçisi olan biriyim.

    Şâyet Türkçe, “şu anda tarihinin en güzel günlerini yaşıyor” ise, 1940’ların, 1978-79’ların ve 2001’lerin yasaklı Türkçesi’nden bir farkı olmalıdır, değil mi? Halbuki, onlardan hiçbir noksanı yoktur.

      TDK Başkanı, herhâlde, okul kitaplarını hiç okumamış veya üniversiteye giriş imtihanı sorularına hiç göz gezdirmemiştir.

          Birkaç örnek verelim. Meselâ, Ortaöğretim Dil ve Anlatım 9. Sınıf ders kitabından:

         *“Özgür düşünce, hem tutucu, gelenekçi hem de özgür olamaz.” (Türkçe’nin en güzeli bu mudur?)

       *”Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve zengin olması ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, bilinçle işlensin.”

        (Bu cümleler kime ait imiş biliyor musunuz? Atatürk’e!..Vah ki vah, demez misiniz?)

        Birkaç örnek de Ortaöğretim Felsefe Ders Kitabı’ndan verelim:

        *”Aşağıdaki görseli inceleyip soruları cevaplayınız.” / *”Bu görsel, bir sanat eseri midir?”

        (“Gör-sel”  diye bir isim var mıdır? F(ı)ransızca (-el) ve (-al) takıları, (^) inceltme işâreti yerine kullanılan fakat bize ait olmayan takılardır. Bu yanlış, niçin doğru diye öğretilir?)

         *”Tanrısal akıl...” (Bu, ne demektir ve böyle bir akıl nerede vardır?)

          *“Herakleitos’a göre evrenin ana maddesi ateştir” (Evren; Yûnus Emre’de “ büyük yılan, ejderha” olarak geçer. “Bu dünya bir evrendür âdemleri yudıcı”...Niçin “kâinat” değil de, evren?

          *”Tinsel varlık...(Böyle bir varlıktan kim, ne anlıyor? Bu (-sel) ve (-sal) takıları niçin bu kadar seviliyor!..Söyler misiniz bu “tin” kelimesini kim biliyor, kim(ler) kullanıyor?

           *” Evrenin yaratıcısı olan Tanrı...(Bu kitapta, tek bir yerde ‘Allah’ kelimesi geçmiyor. Bu, nasıl iştir, demez misiniz? Niçin ısrarla “evren”, niçin ısrarla “Tanrı”?)

           *”Devletin birey ve toplum yaşamına etkilerini...” /*”Bireyin temel hakları nelerdir?”

             “Kişi, zat, fert, şahıs” kelimelerimiz varken, uydurukça “birey”, Türkçe’nin hangi ihtiyacından çıktı? “Hayat” kelimemiz, günlük hayatımızın ve şarkılarımızın süsü olduğu hâlde, yanlış olan “yaşam”, okul kitaplarımızda niçin ısrarla tercih edilir?

       “Türkçe’nin Güzel(!) Günleri”ne dâir birkaç örnek de, takriben 45 soru sorulan ÖSS ve YGS Türkçe Soruları’ndan vereyim:

        Bakınız; 2005 yılında, 45 “sözcük” kullanılmış da, hiç “kelime” kelimesi kullanılmamış. 2011’de; 22 “sözcük” kullanılmış da, hiç “kelime” kelimesi kulanılmamış.

         2005’te; 11 “yaşam” kelimesi kullanılmış da, hiç “hayat” kelimesi kullanılmamış. 2006’da; 10 “yaşam” kelimesi kullanılmış da, hiç “hayat” kelimesi kulanılmamış.

         2005’te; 28 “yapıt” kelimesi kullanılmış da, hiç “eser” kelimesi kullanılmamış. 2011’de;  12 “yapıt” kelimesi kullanılmış da, hiç “eser” kelimesi kullanılmamış.

       2012’de; 12 “öykü” kelimesi kullanılmış da, hiç “hikâye” kelimesi kullanılmamış. 2009’da; 21 “öykü” kelimesi kullanılmış da, hiç “hikâye” kelimesi kullanılmamış. 2011’de; 15 “öykü” kelimesi kullanılmış da, hiç “hikâye” kelimesi kullanılmamış...

      Bu listeyi çok daha uzatmam mümkündür. Peki; bu kadar da tesadüf mü olur, diye sormayalım mı?

      Peki; çocuklarımızın ve gençlerimizin zihinlerini bulandıran bunca uyduruk kelime, Türkçe’nin “en güzel günlerini” mi işâret etmektedir?

       Orhun Âbideleri’nde bile geçen, Yûnus Emre’nin de kullandığı Türkçe “kişi” kelimesinin yerine, uydurukça “birey” demek mârifet midir? İstiklâl Marşı’mızı süsleyen “hür” ve “hürriyet” kelimelerini “özgür-özgürlük” yapmak , “güzel günleri “ yaşamak/yaşatmak mıdır?

        “Belediye Başkanı, personele teşekkür etti” cümlesindeki “personel” nece’dir?

        “Millet” ve “millî” gibi kelimeleri “ulus-ulusal” diye zorlamak, bin senelik tarihe ve millî kültüre katkı sağlamak mıdır, yoksa, onu tahrip etmek, bozmak mıdır?

        Nasıl “en güzel günler” imiş ki, bundan, hâlâ habersiziz?!

     

          

       

       

 

    

      

Yazarın Yazıları
Kabûlünün 98. Yılında:TÜRK İSTİKLÂL MARŞI: BİR EDEBÎ ŞAHESER12 Mart 2019 TAŞHAN02 Mart 2019 MUSTAFA CEMİLOĞLU’NDAN ABDUREHİM HEYİT'E 15 Şubat 2019 SAMSUN'DA BİR EDEBİYAT DERGİSİ: EDEBÎCE10 Şubat 2019 KADIN CİNÂYETLERİ06 Şubat 2019 SİYÂSET HER ŞEY DEĞİLDİR02 Şubat 2019 DOSTLUK ÜSTÜNE28 Ocak 2019 DİLENCİLİK NASIL ÖNLENİR?24 Ocak 2019 KÜLTÜR BUHRANI YAŞIYORUZ11 Ocak 2019 KAYBOLAN KÜLTÜR DEĞERLERİMİZDEN: NEZÂKET05 Ocak 2019
ANA SAYFA SAMSUNSPOR YAZARLAR GÜNDEM SİYASET EKONOMİ GÜNCEL SPOR YAŞAM GALERİ VİDEO E GAZETE HABERAKS TV İLETİŞİM