Kenan ERZURUMLU

Gökoğuzlar ve Türkiye

Hafta sonu TürkOcağı salonlarında Gökoğuz kardeşlerimizi dinlemek kısmet oldu. Kökenleri Oğuz,; Oğuzların Gök kısmı ama günümüzde bilinen isimleri ile Gagauzlar...

160.000 kişilik Hıristiyan-Türk varlığı...

Konuşmacılar dört kişi idi. Üçü Gagauz yeri'nden; birisi Türkiye Türkü enişteleri...

Hepsi eğitimli;yüksek tahsil yapmışlar. Doktora düzeyindelerdi.

Öncelikle çekimser başladılar; sonra süratle ısındılar.

En beğendiğim kitle iletişiminde doktora sahibi Dimitri ve Ortodoks Hıristiyan papazı olan Sergey oldu.

Dimitri konuşmasına, "Biz Türk'üz ve Hıristiyanız. Bizi sevecekseniz böyle sevin" diyerek başladı. Alkışlarla kesilen konuşması Gagauz yeri hakkında geniş bilgiler içeriyordu.

Merakla beklediğim Sergey'in konuşmasına gelince..Müthiş olgun, saygı ve sevgi dolu,inançları rahatsız etmeden, Gagauz yerindeki dini hayat ve dini kurumların yapılanması hakkına bilgiler verdi. Konuşmasının başında TürkiyeTürkçesini yeterince konuşamadığından bahisle, Gagauzca konuşacağını söyledi ve öyle yaptı. İnanınız birkaç kelime dışında tüm konuşmasını rahatlıkla anladık

Konuşmalarının sonunda kısa süreli ayaküstü sohbet ettik.

Gagauz yerinde Müslüman bulunmadığından bahsetti. Aklımdan, "burdakilerin Müslümanlığı da tartışılır" diye geçti.

Cemaatinin kiliselere ilgi azlığından yakındı. Şaşırmadım.Bizdekilerde aynı durumda idi. Dahası camilere gidenlerin durumu ortada idi.

Papazlık eğitimi için 10 kişilik bir grup olarak Moskova'ya gittiklerini; sadece kendisinin Gagauz yerine döndüğünü belirtti.

Aklımdan Heybeliada Ruhban Okulu'nu açma gayretleri geçti. Türk Ortodoks kilisesine sırtını dönen devlet ve siyaset adamlarımızı düşündüm. Ramazanda iftar verip; Rum, Ermeni, Süryani, Katolikkilise temsilcileriyle birlikte olurlarken, sırf Türk olduğu için dışlanan Türk Ortodoks kilisesini düşündüm. 30 kişilcemaati ile varlık mücadelesi veren, Atatürk'ün silah arkadaşı Papa Eftim'i ve çocuklarını düşündüm. Ve onların din eğitimi veremedikleri için yetiştiremedikleri Hıristiyan teologları düşündüm.

Kapalı olan "kin kapısı"nı ve Rum kilisesine bırakılmak istenen Heybeliada Ruhban Okulunu düşündüm.

Heybeliada'nın Türk Ortodoks Kilisesinin kontrolüne verilmemesinin ardında yatan sebebi düşündüm.

Ve...

Beni bir Müslüman kardeşi olarak kucaklayan Sergey kardeşime sarıldım.

Dışarı çıktığımda, "çağ atlayan Samsun"da trafik karmaşası içerisinde boğulduğumu hissettim.

Aklıma Atatürk'ün Ankara'daki bulvar açılırken verdiği "100 metrelik" drektif geldi.

Son 20 senede Samsun'da yaşanıldığı iddia edilen gelişmelere rağmen yaşadığımız kaos'tan utandım..

Evet, söyleyen doğru söylemiş. "Liderlik doğuştandır. Sonradan olmaz."

Hani demişler ya: "devlet adamlığı herkese nasip olmaz" diye...

Heybeliada, Kilisede iftarlar, Türk Ortodoks kilisesi..  Kanuni döneminde protestanlığın doğuşu...

Oofff.... Ooooffff...

Süleyman Demirel'i arar olduk.

Yazarın Yazıları
Eski dostlara serzenişimdir!11 Aralık 2018 Gökoğuzlar ve Türkiye04 Aralık 2018 Delüler26 Kasım 2018 Müslüman(lıktan) geçinenler21 Kasım 2018 Patrik Barthalemous ve Kin Kapısı12 Kasım 2018 Papaz'ın hikayesi04 Kasım 2018 Üniter ve Federatif Devlet Modelleri üzerine….26 Ekim 2018 Öfkeli bir "Merhaba" derken!19 Ekim 2018
ANA SAYFA SAMSUNSPOR YAZARLAR GÜNDEM SİYASET EKONOMİ GÜNCEL SPOR YAŞAM GALERİ VİDEO E GAZETE HABERAKS TV İLETİŞİM